Dil insanın iletişim kurması, kendini ifade etmesi ve düşünebilmesi için sahip olduğu en önemli becerisidir. Çocuğun sözcük dağarcığını genişletmek ve dil hakimiyetini güçlendirmek için hayatın ilk yılları çok değerlidir.

Montessori metodu, çocuğun öğrenme isteği üzerine kurulmuştur. Çocuğa kendi kendine çalışarak, en kolay ve en iyi şekilde öğrenme yolunu bulmasını sağlar. Dil çalışmalarında da aynı durum söz konudur. Çocuk dille ilgili kazanımlarına kendi isteği doğrultusunda, kendi keşifleri ile ulaşır. Bu da çocuğun dili daha etkili ve kalıcı bir şekilde öğrenmesini sağlar. Maria Montessori’nin amacı, çocuğun serbestçe kendini ifade edebilmesi kadar, yapılaştırılmış alıştırmalar yardımı ile dilin kavramlara ilişkin yönünün geliştirilmesidir. Bu sebeple çocukların dil eğitimi için özel olarak hazırlanmış materyaller kullanılır. Dil çalışmaları ağırlıklı olarak bu materyallerin kullanımı ile gerçekleştirilmektedir. Çocuk bu materyalleri kullanarak doğal bir süreçte yeni kavramlar ve yeni kelimeler öğrenmektedir.

Maria Montessori o döneme kadar kabul edilenin aksine yazmanın okumadan önce geliştiğini saptamıştır. Bunun için de çocukların duyarlılık dönemlerine dayalı olarak materyaller geliştirmiştir. Çocuklar bu materyallerle çalıştıktan sonra çok kısa bir zamanda harfleri öğrendiler ve yazmaya başladılar. Yazabiliyorlardı ancak henüz okuyamıyorlardı. Bir gün Maria Montessori, yazı yazarken çocukların ona baktıklarını ve yazdığı harfleri seslendirdiklerini fark etti. Hem Maria Montessori hem de çocuklar yeni bir şey keşfetmişlerdi. Ağızdan çıkan sesler nasıl algılanabiliyorsa, yazının da zihinden geçen düşünceler olduğunu keşfetmişlerdi. Montessori bu deneyim sonucunda, yazma öğrenildikten sonra okumanın daha kolay öğrenildiğini, yazmanın okumadan önce gelmesi gerektiğini düşünmüştür.